Yasal Olarak Tanınmayan ama Bürokratik Olarak Tahammül Edilen: Türkiye’de Yaşan İranlı Kuir Mültecil

İran’dan gelen lezbiyen bir mülteci olan Şule[i], bana “Biz (Türkiye’de yaşayan İranlı kuir mülteciler) sadece üç şey istiyoruz: üçüncü ülkeye yerleşme, ekonomik yardım ve partiler!” demişti. Ciddi bir suratla başladığı cümleyi iç ısıtan bir gülücükle bitirmişti. Güçlü olduğu kadar cana yakın kişiliği ile, Şule 2015 yılından beri yaşadığı şehirde herkes tarafından bilinen ve topluluk lideri olarak kabul gören bir kişi oldu. İngilizceyi akıcı konuşmasının yanı sıra, kısa bir süre içeresinde de Türkçe öğrendi. Bunla birlikte diğer kuir mülteciler ne zaman, özellikle hayati önem taşıyan sosyal ve ekonomik yardımlarda bulunan Türkiyeli yetkililer ve sivil toplum kurumları ile sorun yaşasalar, Şule’yi aramaya başladılar. Ayrıca Şule, 2018’in şubat ayında ilk görüşmemizi yaptığımızdan beri doktora saha çalışmamın[ii] anahtar kişilerinden biri oldu. Hem arkadaşlık hem de iş ilişkisi geliştirdik. İranlı kuir mültecilerle yaptığım birçok görüşmede, tercüman olarak görev aldı.

Şule’nin bahsettiği kısa talep listesi Türkiye’de üçüncü ülkeye yerleştirilmeyi bekleyen İranlı kuir mültecilerin karşılaştığı karmaşık sorunları özetler niteliktedir.

Üçüncü ülkeye yerleşme – iltica edilen ülkeden üçüncü bir ülkeye yeniden yerleşme – İranlı kuir mülteciler için, uzun dönemde kanunlar tarafından kabul gören, tek seçenektir. Türkiye’nin Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Sözleşme üzerindeki coğrafi çekince, sadece Avrupa’da yaşanan olaylardan kaçan kişilerin mültecilik statüsüne başvurabileceği anlamına gelir. Suriye’den kaçan kişiler geçici korumaya başvururken, diğer ülkelerden kaçan kişilerse uluslararası korumaya başvurabilirler. Uluslararası koruma, açık bir şekilde, Türkiye’ye temelli yerleşimin yolunu kapatmaktadır. Uluslararası koruma, sığınmacıların Türkiye’de, Birleşmiş Milletler Mülteci Yüksek Komiserliği (BMMYK) onları üçüncü bir ülkeye yerleştirene kadar kalmasını sağlar. Bu bekleme sürecinin kısa ve kolay olduğunu düşünebiliriz. Ama bu kesinlikle öyle değildir.

BMMYK, üçüncü ülkeye yerleşmenin bir hak değil, koruma mekanizma olduğunu açıkça belirtmektedir.[iii] Başka bir deyişle, sadece en kırılgan olarak kabul gören kişiler üçüncü ülkeye yerleştirilir. Üçüncü ülkeye yerleşme İranlı kuir mülteciler için uzun dönemde tek çözüm olsa da bunu garantisini veren yasal bir mekanizma yoktur. Bu yüzden, İranlı kuir mülteciler Türkiye’ye yerleşememe ve de Türkiye’yi terk edememe arasında bir hayat kurmaya zorlanmaktadırlar. Dahası, üçüncü ülkeye yerleşme kotaları kıt bir ‘kaynak’ olarak değerlendirilebilir. Dünyada mültecilerin üçüncü ülkeye yerleşme oranı sadece %1’dir. Türkiye’ye baktığımızda bu oran çok daha düşüktür. 2017 yılında uluslararası koruma altında olan mültecilerin sadece %0,88’i üçüncü ülkeye yerleşmiştir. 2018 yılında ise bu oran %0,26’ya gerilemiştir.[iv] Son olarak, üçüncü ülkeye yerleşmenin gerçekleştirilmesi tamamen Küresel Kuzey ülkelerinin[v] sağladıkları kotalara bağlıdır. Bu ülkeler Türkiye sınırları içerisinde (genellikle büyükelçilikleri veya anlaşmalı oldukları sivil toplum kuruluşları aracılığıyla), İranlı kuir mültecilerin yerleştirilmeyi hak edip etmediklerini belirlemek için kendi görüşmelerini yaparlar. Bu bilgilerin hepsini birleştirdiğimizde, üçüncü ülkeye yerleştirmenin Küresel Kuzey ülkelerinin sınırlarını koruyan bir mekanizma olduğunu söyleyebiliriz. Bir taraftan üçüncü ülkeye yerleşmeyi bekleyen mültecilerin (düzensiz) hareketliliği kısıtlanırken, diğer yandan da Küresel Kuzey ülkelerinin hangi mültecinin daha hak eder olduğunu belirleyip ona göre seçim yaptığı bir yapı oluşmuştur.

Bekleme sürecinin kendisi de bilinmezliklerle doludur. Türkiye’deki İranlı kuir mülteciler öncelikle, yasalarının hiçbir yerinde cinsel yönelimden ve cinsel kimlikten (CYCK) mültecilik başvurusu yapma nedeni olarak bahsetmeyen bir ülkede mültecilik statüsü belirleme (MSB) sürecini yaşam zorundadırlar. Bu görünür çelişkinin var olabilmesinin sebebi, 2018 Eylül ayına kadar BMMYK’nın Türkiye’deki MSB görüşmelerini yürütmesiydi. Paralel hat sistemi olarak bilenen bu süreçte[vi], BMMYK uluslararası korumaya başvuran sığınmacıların MSB görüşmelerini yapıyor ve mültecilik statülerini veriyordu. Ulusal otoriteler ise BMMYK’nın karalarını geçerli kılıyorlardı. Genelde sergilediği arabuluculuk rolünden saparak, BMMYK Türkiye sınırları içeresinde kuir mülteciliğe dair kendi görüşlerini hayata geçirmek şansı bulmuştur. Yani, bir yandan Türkiye, CYCK temelli mülteciliği yasal olarak tanımak zorunda kalmamışken, diğer yandan BMMYK ile arasında bulunan bu istisnai ilişki sebebiyle, kuir mültecilerin varlıklara tahammül etmek durumunda kalmıştır.

Yasal tanınmanın verebileceği güçlü korumalardan mahrum kalmış bir şekilde, İranlı kuir mülteciler diğer bir yandan da ekonomik yardıma ulaşmalarını sağlayan gündelik bürokratik süreçlerden geçmek zorunda kalmaktadırlar. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Kızılay ve belediyeler gibi yerel ve ulusal aktörler, “özel ihtiyaçları sahibi”[vii] kişilere öncelik vererek ekonomik yardımlarını dağıtmaktadırlar. Bu kategoriye giren kişiler şöyledir: refakatsiz çocuk, engelli, yaşlı, hamile, beraberinde çocuğu olan yalnız anne ya da baba veya işkence, cinsel saldırı ya da diğer ciddi psikolojik, bedensel ya da cinsel şiddete maruz kalmış kişi. CYCK temelli ekonomik kırılganlık ise bu tanım tarafından, kuir mültecilerin Türkiyeli otoritelerin sağladıkları ekonomik yardımlardan yararlanamayacağı bir şekilde, dışlanmıştır. Görüşme yaptığım İranlı trans kadınlar birçok defa bu tür ekonomik yardımlara başvurmuşlardır. Fakat, her seferinde ret cevabı almışlardır çünkü yerel ve ulusal otoriteler kadınlık tanımlarını bireylerin sahip oldukları yasal belgelerdeki cisnormatif kadınlık var sayımlarına dayandırmaktadır. Kimlik kartlarındaki veya pasaportlarındaki doğduklarında atanan isimleri olan ve cinsiyet hanesinde “erkek” yazan ve bu belgelerle kayıt olan trans kadınlar, “erkek” olarak kabul gördüklerinden, bu tür ekonomik yardımları hak eder bulunmamışlardır.

Türkiye’de yaşayan trans mültecilerin ekonomik kırılganlıklarını tanıyan ve onları hedef alan bir ekonomik yardım paketi oluşturan kurum yine BMMYK olmuştur. BMMYK, trans mültecilerin hem formel hem de enformel emek piyasasında cinsiyet kimlikleri yüzünden ayrımcılığa uğradıklarını ve iş bulamadıklarını belirtmiştir. Bu sebeple, trans mülteciler hayatta kalabilmek için seks işçiliğine yönelip, devletin ve kişilerin zorbalığına, fiziksel şiddete ve sınır dışı edilmeye çok daha açık hale gelmektedirler.

Şule’nin listesindeki son talebe gelecek olursak, “partiler” kuir mültecilerin Türkiye’deki kuir topluluklar içeresinde karşılaştıkları daha derin sorunlara işaret etmektedir. Kuir mültecilerin sosyalleşebilecekleri mekanlar, mültecilik ve CYCK temelli çifte ayrımcılık yüzünden, hali hazırda kısıtlıdır. 2018 yılının yazında, Yalova’da bir grup İranlı trans kadın ile öğle yemeği yemek için restorana gitmiştik. Yemek öncesinde, çok fazla ilgi çektikleri için birlikte yemek yemeği çok tercih etmediklerini söylediler. Ve gerçekten de öyle oldu. Masaya oturduktan kısa bir süre sonra, diğer müşteriler parmakla bizim masamızı göstermeye, fısıldamaya, gülmeye ve sonunda cep telefonlarıyla fotoğraf çekmeye başladılar. Sergilenmiş ve tacize uğramış hisseden grup, ayrılmaya ve dağılarak farklı kahvecilerde kahve içmeye karar verdi.

Bunlara ek olarak, kısıtlı sayıda olan kuir mekanlar bazen mültecileri dışlamaktadır. Kuir mültecileri ve kuir “vatandaşları” bir araya getiren bazı etkinliklerde, kuir vatandaşlar “mültecilere yardımcı olmadan önce kendimizi kurtarmak lazım” fikrini dile getirdiklerine şahit oldum. İranlı kuir mülteciler, Beyoğlu’daki bir gey barın mülteci oldukları için onları kabul etmediğinden bahsettiler. Diğer görüşmecilerim ise kuir vatandaşlarla sosyalleşmeye çalıştıklarını ama ayrımcı söylemlere maruz kaldıkları için kötü hissettiklerini ve eğlenemediklerini belirtiler.

Bu yazı içerisinde, İranlı kuir mültecilerin devlet eliyle maruz bırakıldıkları ayrımcılık hikayelerinden, üçüncü ülke yerleştirmenin sorunlu bir uluslararası mülteci yönetim mekanizması olduğundan ve Türkiye’deki kuir topluluklar içinde olan mülteci karşıtı duygulardan bahsettim. Bu tür sorunları bilmek, üzerlerinde düşünmek ve bu sorunlar üzerinden siyasi harekete geçmek çok önemlidir. Ama ne olursa olsun, bu İranlı mülteciler için ve İranlı mülteciler tarafından kurulan dayanışmaların olmadığı anlamına kesinlikle gelmemeli. Dayanışma ve bakım sağlayan aktörleri bilmek ve onları desteklemek de sorunları bilmek kadar önemlidir. Kaos Gay ve Lezbiyen Kültürel Araştırmalar ve Dayanışma Derneği (Kaos GL) – Türkiye’nin en eski LGBTİ+ organizasyonlarından biri – 2000 yılından beri kuir mültecilerle çalışmaktadır. Başlarda Kürt LGBTİ+ bireylere odaklanan HEVI LGBTİ+ Derneği, dernekleştikten kısa bir süre sonra kuir mültecileri de destekleyen faaliyetler bulunmaya başlamışlardır. Pozitif Yaşam Derneği, Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği ve Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Derneği, kuir mültecilere ve HIV ile yaşayan kişilere doğrudan hizmet sunan, türünün ilk örneği olduğu söylenebilecek, bir proje başlattılar. Bu aktörler LGBTİ+ etkinliklerine gelen yasaklar, Onur Yürüyüşlerine yapılan saldırılar ve küresel salgının göbeğinde, kuir mültecilere sağladıkları destekleri sürdürmeye devam etmekteler.

[i] Görüşmecilerimin kimliklerini gizli tutmak amacıyla, takma isim kullanıyor olacağım. Ayrıca hangi şehirde yaşadıklarını belirtmeyeceğim. [ii] 2017 Eylül ve 2020 Ekim tarihleri arasında, Türkiye’nin dört şehrinde 20 ay süren çok bölgeli bir etnografik çalışma yürüttüm. Bu şehirler İstanbul, Ankara, Yalova ve Eskişehir idi. İran, Suriye, Zimbabve ve Pakistan’dan gelen 56 kuir mülteci ile görüşme yaptım. Ayrıca, 60 tane ulusaşırı, uluslararası ve yerel sivil toplum örgütü çalışanı ile görüştüm. [iii] https://www.unhcr.org/hk/wp-content/uploads/sites/13/2016/04/FAQ-about-Resettlement.pdf [iv] Mert Koçak, “Who Is ‘Queerer’ and Deserves Resettlement?: Queer Asylum Seekers and Their Deservingness of Refugee Status in Turkey,” Middle East Critique 29, no. 1 (2020): 40. [v] https://www.unhcr.org/resettlement.html [vi] M. Zieck, “UNHCR and Turkey, and Beyond: Of Parallel Tracks and Symptomatic Cracks,” International Journal of Refugee Law 22, no. 4 (2010): 593–622. [vii] https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.6458.pdf